Tekrara düştüğün an…
25 Ağustos 2026, 23.00 A- A+Bir dönem hayatımın bir köşesinde hastane koridorları, diğer köşesinde doktor randevuları vardı. İnsan bir süre sonra hastanelerin bekleme salonlarını evinin bir odası gibi görmeye başlıyor. Diğer hastalar bir süre sonra arkadaşlarınız olabiliyor. Hatta doktorunuz bile aileden biri gibi olabiliyor. Birlikte güldüğünüz, birlikte ağladığınız, birlikte kutlamalar yaptığınız kocaman bir aileye dönüşebiliyorsunuz. Bu süreçte pes etmeler, yitirilenler, tam bitti derken yeniden nüksedenler, yeni umutlar, tüm zorluklara karşı kazanılan zaferler de olabiliyor. Tam tepeye çıktım derken tepetaklak aşağı düşmüşlüğüm olmuştur mesela :) ama sonunda başardım.
Sonra düşünüyorum: Belki de hayatın birçok alanında aynı şey oluyor. Başarı dediğimiz şeyin dışarıdan görünen tarafı genellikle sonuçtur. İnsanların ne kadar başarılı olduklarını, nereye geldiklerini, ne kazandıklarını görürüz. Fakat o sonucun arkasındaki tekrarları, sıkılmaları, başarısız denemeleri, başa dönmeleri, aynı şeyi yeniden yapmaları pek görünmez. Kimse bir insanın ustalığa ulaşana kadar kaç kere tökezlediğini saymaz. Kimse bir yazarın aynı paragrafı kaç defa yazıp sildiğini, bir ressamın aynı çizgiyi kaç kere yeniden çizdiğini, bir müzisyenin aynı notayı kaç bin kez tekrarladığını bilmez. Sonra bir gün o insan ortaya çıkar ve biz onun başarısına bakıp “Ne kadar yetenekli.” deriz. Belki de yetenek dediğimiz şeyin önemli bir kısmı, çoğu insanın sıkılıp bıraktığı yerde devam edebilme gücüdür. Çünkü insanın kendisini geliştirmesi çoğu zaman yeni bir şey öğrenmekten çok, öğrendiği şeyi yeterince tekrar etmeye dayanır.
Bir şeyi ilk kez yaptığınızda zihniniz onu anlamaya çalışır. İkinci kez yaptığınızda hatalarınızı fark edersiniz. Onuncu kez yaptığınızda eliniz alışmaya başlar. Yüzüncü kez yaptığınızda düşünmeden yaparsınız. Ve bir noktadan sonra yaptığınız şey artık yalnızca bilgi olmaktan çıkar, refleks haline gelir. Ustalık biraz da burada başlar. Bilmekle yapabilmek arasındaki mesafede. Bir yabancı dili öğrenirken kelimeleri bilmek başka, o kelimelerle düşünmeden konuşabilmek başka şeydir. Araba kullanmayı öğrenmek başka, trafikte aynı anda onlarca şeyi fark edip doğru tepkiyi verebilmek başka. Bir şarkıyı bilmek başka, onu gerçekten hissederek söylemek başka. Bütün bunların arasında görünmeyen bir köprü vardır: Tekrar.
Fakat tekrar kelimesi kulağa nedense sıkıcı geliyor. İnsan yeni olanı seviyor. Yeni kitap, yeni yöntem, yeni eğitim, yeni başlangıç, yeni hedef… Hep yeni bir şey arıyoruz. Çünkü yenilik bize ilerlediğimiz hissini veriyor. Oysa bazen ilerlemek, yeni bir yere gitmek değil; aynı yere daha derin inmektir. Aynı kitabı ikinci kez okuduğunuzda kitap değişmez ama siz değişmiş olursunuz. İlk okuyuşta yalnızca olayları görürsünüz. İkinci okuyuşta cümlelerin arasındaki sessizliği fark edersiniz. Üçüncü de daha önce anlamadığınız bir karakteri anlarsınız. Yıllar sonra yeniden okuduğunuzda ise aynı kitap size bambaşka bir şey anlatır. Çünkü aslında tekrar edilen kitap değildir. Tekrar edilen, sizin kendinizle karşılaşmanızdır.
Ben bazı kitapları tekrar tekrar okumayı bu yüzden seviyorum. Bazen öyle olur ki, kitabın sayfalarını değil, kendi geçmişimi okuyormuşum gibi hissediyorum. Daha önce altını çizmediğim bir cümle bu kez içime dokunuyor. Yıllar önce önemsiz bulduğum bir bölüm, bugün hayatımın tam ortasına oturuyor. Demek ki bazı şeyleri anlamak için yalnızca okumak yetmiyor. Bazen yaşamak gerekiyor. Ve bazen yaşadığımız şeyi anlayabilmek için tekrar tekrar aynı yere dönmek gerekiyor.
Sanat da böyle. Bir ressamın elinin ustalaşması, yalnızca güzel resimler yapma arzusuyla gerçekleşmiyor. Aynı hareketi defalarca yapmak, aynı çizgideki hatayı görmek, yeniden denemek, yine beğenmemek ve tekrar başlamak gerekiyor. İlk yüz çizim belki kötü olacak. İkinci yüz de. Ama üçüncü yüzün sonunda eliniz, ilk çizimdeki eliniz olmayacak. İşte gelişim çoğu zaman böyle sessiz gerçekleşiyor. Bir gün aynaya bakıp “Ben ne zaman değiştim?” diye soruyorsunuz? Aslında değişim, yüzlerce küçük tekrarın içinde çoktan gerçekleşiyor.
Bir insanın hayatını değiştiren şey bazen büyük bir karar değildir. Her gün yaptığı küçük bir şeydir. Her gün okuduğu birkaç sayfa, her gün çalıştığı yarım saat, her gün tekrar ettiği bir hareket, her gün kurduğu bir cümle, her gün vazgeçmek üzereyken kendisine söylediği “Bir kez daha dene.” Bence insanı hedeflerine götüren asıl güç biraz da budur. Çünkü başarısızlık çoğu zaman denemenin karşıtı değildir. Denemenin bir parçasıdır. İlk denemede başarısız olduğunuzda, aslında başarısızlığı öğrenmiş olursunuz. İkinci denemede neyi yanlış yaptığınızı anlarsınız. Üçüncüde başka bir hata yaparsınız. Dördüncü de biraz daha yaklaşmış olursunuz.
Ve bir gün dışarıdan bakan biri, sizin o noktaya “bir anda” geldiğinizi zanneder. Oysa siz bilirsiniz. Bir anda olmadığını. Kaç defa yeniden başladığınızı, kaç defa “olmuyor” dediğinizi, kaç defa kendinizden şüphe ettiğinizi ve kaç defa yine de devam ettiğinizi. Belki de insanların “azim” dediği şey tam olarak budur. Aynı şeyi sonsuza kadar yapmak değil; aynı amaca ulaşmak için gerektiğinde yöntemi değiştirerek yeniden denemek. Çünkü körü körüne tekrar etmek gelişim değildir. Asıl mesele, her tekrarda bir şey öğrenmektir. Aynı hatayı yüz kere yapmak değil; yüzüncü denemede artık o hatayı yapmayacak hale gelmektir. Bu yüzden tekrarın kendisi kadar farkındalık da önemlidir.
Hayatta bazen aynı sınavın farklı sorularla önümüze geldiğini düşünüyorum. Bir ilişki biter, sonra başka bir ilişki başlar ve benzer bir yerde yine canımız yanar. Bir iş değiştiririz, fakat aynı davranış biçimini yeni işimize taşırız. İnsanlar değişir, şehirler değişir, şartlar değişir ama biz aynı kalırsak hikâyenin bazı bölümleri yeniden karşımıza çıkabilir. Belki hayat da burada bize bir şey öğretmeye çalışıyordur: “Bak, bu kez farklı yapabilir misin?” Çünkü bazı tekrarlar bizi yormak için değil, öğretmek için gelir. Bazı gecikmeler bizi cezalandırmak için değil, hazırlamak için yaşanır. Bazı başarısızlıklar yolumuzu kapatmak için değil, hangi yoldan gitmememiz gerektiğini göstermek için vardır.
Bu yüzden son zamanlarda “Neden yine başa döndüm?” sorusunu biraz değiştirmeye çalışıyorum. Belki başa dönmüyorumdur. Belki aynı yere daha güçlü dönüyorumdur. Belki hayat beni aynı noktaya getirerek aynı insan olup olmadığımı ölçüyordur. Ve belki bazı şeylerin tekrar tekrar yaşanması, hayatın bize karşı olduğunun değil, henüz öğrenmemiz gereken bir şey olduğunun işaretidir.
Bazen iyi bir sonuca ulaşmak için gerçekten de gereksiz gibi görünen tekrarlar yapmak gerekiyor. Aynı kapıyı birkaç kez çalmak, aynı kitabı yeniden okumak, aynı hareketi yeniden yapmak, aynı şarkıyı yeniden dinlemek, aynı hedefe yeniden yürümek… Ama her defasında biraz daha farklı biri olarak. Çünkü tekrarın en güzel tarafı şu: İlk yaptığınız şey aynı kalabilir ama siz aynı kalmazsınız. Belki de hayatın bize verdiği en büyük ikinci şanslar, bir şeyi yeniden yapma fırsatı değil; aynı şeyi bu kez daha bilinçli yapma fırsatıdır. Ki en güzeli de budur.
O yüzden bugün hâlâ bir şey istediğiniz halde olmadıysa, hemen “Demek ki olmayacak.” demeyin. Belki henüz yeterince tekrar etmediniz. Belki biraz daha çalışmanız, biraz daha öğrenmeniz, biraz daha yanılmanız gerekiyor. Belki hayatın sizin için hazırladığı o dört dörtlük sonuç, şu anda yaşadığınız bütün o küçük aksiliklerin arkasında bekliyor. Ve belki bir gün geriye dönüp baktığınızda, bugün gereksiz sandığınız bütün o tekrarların aslında sizi hazırlayan provalar olduğunu anlayacaksınız. Kim bilir? Belki başarı, doğru zamanda doğru yerde olmaktan çok, doğru yere ulaşana kadar aynı hedefe kaç kez yeniden yürüyebildiğimizle ilgilidir.
Peki sizce hayatınızda “Neden bunu tekrar tekrar yaşıyorum?” dediğiniz şeyler gerçekten birer talihsizlik mi, yoksa henüz öğrenmeniz gereken bir şeyi size yeniden gösteren hayatın ısrarı mı?


YORUMLAR