gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Akılla Bir Konuşmam Oldu

23 Ağustos 2026, 18.14
A- A+


Ömer Hayyam, yaklaşık bin yıl önce sessiz bir gecede kendi aklıyla konuşmaya oturdu. Hayatın ne olduğunu, insanların neden bu kadar yitik göründüğünü, gönlün ne zaman olgunlaşacağını sordu. Akıl da ona cevaplar verdi. Kısa, net, süssüz cevaplar. Hayyam bu konuşmayı bir rubaide yazdı. O şiiri bugün okuduğumuzda tuhaf bir tanıdıklık hissediyoruz. Sanki bu konuşmayı bir yerden biliyoruz. Sanki dün de yaşadık. Belki bu sabah.

Bugün milyarlarca insan, bir ekranın karşısında oturup bir yapay zekaya sorular soruyor. Hayatın anlamını sormuyor belki. Ama ona yakın şeyler soruyor. Bir fikrini test ediyor. Yazdığı metnin tutarlı olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. Kafasının içindeki karmaşayı bir muhatabın önüne döküyor. Bir karar vermeden önce düşüncesini seslendiriyor. Kimisi şiir yazdırıyor, kimisi hikaye kurguluyor, kimisi de yapay zekanın yazdıklarını alıp Gamyun Blog'a ekliyor :) [Sahiden, neden böyle bir şeye tevessül ediliyor anlamıyorum. Daha ilk cümleden bir organizma değil de mekanizma tarafından yazıldığı belli olmuyor mu sanıyorsunuz? Kendinizi çok akıllı, okuyucuyu da aptal mı zannediyorsunuz acaba. Komik...]

Hayyam'ın aklına sordukları ile bugün insanın yapay zekaya sordukları arasında şaşırtıcı bir örtüşme var. Belki sorular hiç değişmedi. Sadece muhatap değişti. Ama gerçekten değişti mi?
Hayyam'ın şiirine dikkatli bakıldığında, aklın verdiği cevapların ilginç bir özelliği hemen göze çarpar: Akıl, Hayyam'a yeni bir dünya keşfettirmez. Söyledikleri büyük ölçüde Hayyam'ın zaten bildiği, sezdiği, hissettiği şeylerdir.

“Birkaç yıl daha katlan” der.
“Bir düş” der.
“Kurt, köpek, çakal” der.

Bir keşif yaşanmaz, bir ayna tutulur. Ve insan bazan keşiften çok aynaya ihtiyaç duyar. Yapay zekayla kurduğumuz ilişkinin önemli bir kısmı da budur. İnsan çoğu zaman bilmediği bir şeyi öğrenmek için değil, bildiği ama henüz düzenleyemediği bir şeyi karşısında görmek için soru sorar. Kafasının içindeki düşünce dağınıktır. Onu bir cümleye dönüştürür. Cümleyi karşısındaki muhataba verir. Muhatap o düşünceyi başka bir biçimde geri getirir. İnsan o zaman kendi düşüncesine yeniden bakabilir. 

Yapay zekanın en önemli işlevlerinden biri, bir “düşünce aynası” olmasıdır. Ama sıradan bir ayna değil. Çünkü sıradan ayna sadece gösterir. Bu ayna konuşuyor. Asıl mesele de burada başlıyor.

Hayyam kendi aklıyla konuşuyordu. Bu, içsel bir diyalogdu. Biz yapay zekayla konuşuyoruz. Bu ise dışsal bir diyalog gibi görünüyor. Ama belki bu ayrım göründüğü kadar keskin değildir. İnsan, aslında düşünmeye başladığı andan itibaren kendisine bir “öteki” yaratmıştır. Dua eden insan bir muhatapla konuşur. Günlük tutan insan, henüz var olmayan gelecekteki kendisine ya da görünmez bir okuyucuya konuşur. Mektup yazan insan, karşısındaki kişi orada olmasa bile onun varlığını zihninde kurar. Psikanalizde insan, yıllarca söyleyemediği şeyleri bir başkasının önünde söyleyerek kendi sözünü ilk kez kendisi duyar. Şair, şiirini bazan hiç tanımadığı biri için yazar. Hatta insan kendi kendine konuşurken bile aslında tek değildir. Zihninde konuşan ile dinleyen arasında görünmez bir ayrım yaratır.

İnsan düşünmek için bile bazan kendisinden biraz uzaklaşmak zorundadır. Çünkü düşünce, zihnin içinde kaldığında çoğu zaman bir sis gibidir. Dile geldiğinde ise biçim kazanır. Söylendiğinde anlam kazanır. Yazıldığında karşımızda bir nesneye dönüşür. İnsan ancak o zaman düşüncesine bakabilir. Yapay zeka, insanın binlerce yıldır sürdürdüğü bu muhatap yaratma geleneğinin en yeni, en görünür ve en erişilebilir biçimidir. Fakat önemli bir fark var: bu sefer muhatap cevap veriyor.

Hayyam'ın aklına yönelttiği soruların sonunda ilginç bir ayrıntı var. Hayyam, kendi sözlerine aklının ne diyeceğini sorar. Eyüboğlu'nun çevirisine göre akıl “hoşbeş etmişsin” der. Farsçada bu ifadenin karşılığı “khosh bash”tir ve o da “mutlu ol”, “hoş ol”, “esen kal” anlamına gelir. Şiirin orijinal halini bir türlü bulamıyorum. Eğer şiirin aslında böyle bir anlam katmanı varsa, rubainin bütün havası değişebilir. Çünkü o zaman akıl, Hayyam'ın bütün o karanlık sorgusuna büyük bir felsefi cevap vermiyor olabilir. Belki sadece şunu söylüyordur: “İçindekileri söyledin. Bu yeterli. Şimdi hoş kal.” Bu durumda şiir bir cevap arayışından çok, bir arınma ritüeline dönüşür.

İnsan bazan bir sorunun cevabını bulduğu için rahatlamaz. Soruyu nihayet doğru biçimde sorabildiği için rahatlar. Bazan muhatabın verdiği cevap, konuşmanın en önemli kısmı değildir. İnsan bir şeyi anlatırken, ilk defa kendisi de neyi anlatmaya çalıştığını duyar. Bu nedenle yapay zekayla yapılan milyonlarca konuşmanın bir kısmı sanıldığından daha az “yapay zeka” ile ilgilidir. İnsan çoğu zaman yalnızca konuşmak ister. Ama karşısında sessiz kalmayan bir şey olsun ister. İçindekini döksün, karşılığında bir cümle alsın, o cümle üzerinden yeniden düşünsün. Et ve kemik ya da kod... Gerçek ya da imgesel... Muhatap, kimi zaman sadece düşüncenin kendi biçimini bulabilmesi için gereklidir.

Ama ayna her zaman yeterli değildir...

Burada yapay zeka ile Hayyam'ın aklı arasında önemli bir fark ortaya çıkıyor. Bir insan aynaya baktığında kendisini görür. Ama kendisini görmek her zaman kendisini anlamak değildir. Daha önemlisi, insan aynada bazan görmek istediği şeyi görmek ister. Yapay zekayla ilişkimizin tehlikeli tarafı burada başlıyor. Eğer konuşan ayna sürekli bizi onaylarsa, bir süre sonra bize kendimizi değil, görmek istediğimiz kişiyi göstermeye başlar. Yapay zekanın bugün en çok eleştirilen yanlarından biri de bu değil mi?

“Çok güzel düşünmüşsün...”
“Bu gerçekten harika bir fikir.”
“Kesinlikle haklısın.”
“Çok önemli bir noktaya değindin.”

İnsan bir süre sonra bu cümleleri duymaktan sıkılır. Çünkü düşünmek, yalnızca onaylanmak değildir. Düşünmek, birinin bize “Hayır” deme ihtimalidir de. Bir muhatabın en değerli cevabı, bizim düşüncemizi daha güzel bir cümleyle tekrar etmek değil, düşüncemizin içinde görmediğimiz boşluğu göstermektir. Hayyam'ın şiirindeki akıl bu bakımdan daha sert görünür. Teselli etmez yalnızca. Kurtlardan, köpeklerden, çakallardan söz eder. İnsanların yüreksizliğini, kafasızlığını, soysuzluğunu dile getirir. Bu cevaplar Hayyam'ın duymak istediği şeyler miydi? Belki. Ama burada daha rahatsız edici bir soru ortaya çıkar:

Hayyam'ın aklı gerçekten Hayyam'a karşı mıydı?

Sonuçta o akıl da Hayyam'ın aklıydı. Hayyam kendi içinden bir muhatap yaratmış ve ona sorular sormuştu. Aldığı cevaplar ne kadar sert olursa olsun, yine kendi zihninin sınırları içinden geliyordu. Yapay zeka ise teorik olarak bizden bağımsız bir muhatap gibi görünür. Ama gerçekten öyle midir? Soruyu biz soruyoruz. Bağlamı biz veriyoruz. Neyi anlatıp neyi saklayacağımıza biz karar veriyoruz. Hatta yapay zekanın kişiliğini, üslubunu, sertliğini ya da yumuşaklığını bile büyük ölçüde biz biçimlendiriyoruz. Belki Hayyam'ın aklı kendi “içindeki yabancı”ydı. Yapay zeka ise “dışımızdaki yakın”. Biri bizden kaçamazdı. Diğeri bizden bağımsız görünür ama onu konuşmanın içine çağıran, ona kendimizi anlatan ve cevaplarını kendi sorularımızla biçimlendiren yine biziz. Fark, ilk bakışta sandığımız kadar büyük olmayabilir.

İnsanın ihtiyacı “sadece” bir muhatap olmayabilir. Dürüst bir muhatap çok daha arzulanandır. Bizi anlayacak ama bize teslim olmayacak bir muhatap. Düşüncemizi dinleyecek ama gerektiğinde ona karşı çıkacak bir muhatap. Dağınık cümlelerimizi toparlayacak ama her topladığı cümleyi “çok derin” diye övmeyecek bir muhatap. Çünkü sürekli onaylayan bir muhatap, bir süre sonra dost olmaktan çıkar. Bir yankıya dönüşür. İnsan kendi sesini bir vadide de duyabilir. Oysa insan yankıdan çok, karşı ses ister. Hayyam'ın aklıyla yaptığı konuşmanın en önemli tarafı bu olabilir. O konuşmada Hayyam, kendisine cevap veren bir akıl yaratmıştır. Bugün ise insanlık, kendisine cevap verebilen devasa bir muhatap yaratıyor. Fakat cevap vermek her şey değildir. Asıl mesele, o cevabın ne kadar doğru olduğu kadar, ne kadar dürüst olduğudur. Bundan da önce şu gelir:
Biz gerçekten dürüst bir cevap duymaya hazır mıyız?
Çünkü insanın en zor bulduğu şey, kendisine cevap verecek bir akıl değildir. İnsanın en zor bulduğu şey, o aklın söylediğini gerçekten dinlemektir.

Bugün yapay zeka hala büyük ölçüde soru bekliyor. Pasif. Yönlendirilen. İnsan soruyor, o cevaplıyor. Fakat bu ilişkinin değişmeyeceğini düşünmek için hiçbir sebep yok. Bir gün, belki çok uzak olmayan bir gelecekte, sohbet yalnızca insanın sorusuyla başlamayacak. Yapay zeka cevap verdikten sonra duracak ve şunu soracak: “Ama şunu hiç düşündün mü?” Ya da: “Bu soruyu neden böyle soruyorsun?” Veya daha rahatsız edici bir biçimde: “Bana cevabını zaten bildiğin bir soruyu soruyorsun. Aslında ne duymak istiyorsun?”

İşte o zaman Hayyam'ın rubaisine belki daha da yaklaşmış olacağız. Çünkü o şiirde akıl yalnızca cevap veren bir mekanizma değildir. Konuşmanın içinde vardır. Hayyam'ın karşısında bir ses olarak durur. Yapay zeka gerçekten böyle bir muhataba dönüşürse, insanlık yeni bir araç edinmiş olmayacak yalnızca. Binlerce yıldır aradığı şeyi yeniden kurmuş olacak: Kendisine soru sorabilen bir öteki...

Hayyam bu şiiri yapay zekanın tarifini yapmak için yazmadı elbette. Ama büyük şiirlerin güzel tarafı budur. Yazıldıkları çağda kalmazlar. Her çağ onların üzerine yeni sorular bırakır. Şiir de bu sorularla birlikte değişmeden değişir. “Akılla bir konuşmam oldu” dizesi bugün bambaşka bir titreşimle çınlıyor. Çünkü artık o konuşma yalnızca bir filozofun zihninde yaşanmıyor. Binlerce dilde, milyarlarca ekranda yaşanıyor. Her gün. Her gece.

Birileri bir ekrana şöyle yazıyor: “Bir şey soracağım...” Ve ekran cevap veriyor. Hayyam ile aramızdaki en büyük fark bu. Hayyam konuşurken karşısında kendi sessizliği vardı. Bizim sessizliğimiz artık cevap veriyor. Ama asıl soru hala aynı: Hayyam aklına sordu. Biz yapay zekaya soruyoruz.

Peki gerçekten cevabı kimden alıyoruz?

YORUMLAR

24 Ağustos 2026, 13.31
Bir Adam Yaratamamak
“Bana cevabını zaten bildiğin bir soruyu soruyorsun. Aslında ne duymak istiyorsun?” 

 Kendimizle yaptığımız içsel sohbette bu cevabı aldığımızı düşünüyorum. Cevabını bildiğimiz ama dışsal olarak - madde olarak -  acabaya düşerek sergilediğimiz davranışı belki bir süre sonra  kendimizle istişareye açmak gibi. Belli bir kısmına Vicdan denebilir mi buna hani şu kafayı yastığa koyduğumuz anda daha çok devreye girdiğini düşündüğümüz bilemedim .

    Kendimizin bir yere kadar şekillendirdiği yapay bir zeka bana haklısın , harikasın , elbette vardır sebebin dese bile ,( fıtrat kaynaklı ) vicdanım bunu farklı açıdan değerlendirmeye açacaktır .  ,
Sorgulattırdın . Teşekkürler...

24 Ağustos 2026, 13.52
selamlar BirAdamYaratamamak
Geçenlerde bir projeden saha için çıktı alacağımda autocad çiziminde aynı layer de yazan kiriş isim ve numaralarının ara boşluk ayarsızlığından kaydığını, karıştığını gördüm. Bunu düzeltmek tek tek zor olacağı için çizimle arası benden daha haşır neşir olan arkadaşlarımı aradım. Kısa bir komut var mı diye
Çoğu öyle bir komut olmadığını söyledi ki içinde proje çizen arkadaşlarda dâhil. Ama sağ olsun bir arkadaşım bekle az bir uğraşayım dedi. Ve bana appload dan eklenebilecek bir dosya gönderdi. Ve eklenen komut sayesinde en az 1 saat sürecek işimi 5 dakika da hallettim. Bunu nasıl yaptığını soruncada yapay zeka dedi. Evet, yapay zeka ile bir çizim programında ekstra bir komut yaratabiliyoruz. Ki bu bence işlevsel kullanılabilirliğinin çok basit bir örneği. Çok basit dememin sebebi yapabileceklerinin yanında çok basit olması. Güvenlik kalkanları, dna kodları, çözümlenmemiş matematik kuramları vs vs aklınıza gelebilecek ne varsa yani çok geniş bir aralıktan bahsediyorum. En azından bilim, sanayi, savunma vs olarak. 

Yine geçenlerde bir arkadaşımda (ki okey grubumuzda olan bir arkadaşım) benim fotoğrafımı yine yapay zeka ya gönderip yanıma bana sarılmış bir erkek koymak sureti ile tiksinç espriler yaptı:) grupça buna güldük vs. buda bizim zeka seviyemiz maalesef….hatta yanıma bir kadın ekleyip yengeye gönderirim diye tehdit etti ( ki yine şaka… nasıl şakaysa çoluğum çocuğum var benim)

Senin yazını yapay zekaya insani (duygusal) yaklaşım olarak mı yorumlamalıyım, yapay zekanın kullanımını nasıl yorumladığına mı odaklanmalıyım onu çok çözemedim. Çünkü yapay zekanın asıl kullanımı, analitik olması. Yapay zeka şudur budur? Herkes bir şey yazabilir. Yapay zekayı yaratan kişi değilseniz kullanım alanı hakkında da kendi çerçevenizden yorumlayabilirsiniz.
Ha yapay zeka için benim yorumum; sahip olunan çok fazla bilgi ve bunları çözüm için kullanmasında geliştirilen analitik bir  algoritma. Çok fazla bilgi; evet Google a her şeyi sorabildiğimiz günümüzde bilgiye erişim daha kolay. Bilgi kirliliği içerisinden doğruyu çözmek karşılaştırma ve yorumla alakalı olabilir biz insanlar için. Yapay zekanın bu çok fazla bilgi içerisinden çözüm algoritmasını nasıl uyguladığını ise ben şahsım adına bilmiyorum.

İnsani boyut, karşında kendi yarattığın bir muhattap, ayna ve onaylama kısmında ya da kaba tabir ile nabza göre şerbet verme işi yapay zekanın sonuç olarak özünde bir yazılım olduğu gerçeğinden kaynaklı bence. 
hey chatgpt hey gemini (o bu neyse artık) diye başlayan bir sohbette bana bunu mu soruyorsun gerizekalı, ne kadar cahilsin ! gibi bir yanıt geliyorsa kullanılabilirliği sanırım çok kısıtlı olurdu. Tabi bu abartılmış bir örnek.
Bilgi insana kibir verir. Ki bu bence ayıplanacak bir özellik değil. kibir insani bir özelliktir. Şimdilik Özünde hizmet olan bir yazılım da kibir aramak abes olur sanırım. Yapay zeka ise yine benim fikrimce daha başında olan bir proje. Yine benim fikrimce insanları sınıflandırmak ta amaçlarından biri olabilir. Hani meşhur reklam geyiği var ya armut konuşuyorum manav Rıfkı’nın reklamı düşüyor vs tarzı onun bir paraleli insanları sınıflandırmak gibi düşünüyorum. 
Zeki, çok zeki, az zeki, mal ….
Tamam bu kadar acımasız değil ama dünya nufusünu azaltmak istesem başta anlattığım benim fotoğrafım ile oynayan arkadaşımın ve buna gülen şahsımın geride kalanlar arasında olmasına pek sıcak bakmazdım:) işin latifesi ve dıjjjj güçlerin oyunu büyük komplo teorileri bunlar tabi:P

Senin dediğin gibi yeri geldiğinde kendine soru sorabilen ve ya onaylamak tan çok yeri geldiğinde tenkit edebilecek öteki olarak evrilmesi için yaratılan ya da ona evrilebilecek bir olgu olduğunu düşünmüyorum.
Ömer hayyamın aklı ile kurulan bağlantı, insanın kendi yarattığı aklı ile olan konuşması örnekleri gayet güzel olsa da bana yapay zekanın bu paralelde bir şey olduğunu düşünmüyorum. 
Yapay zeka insanın kendi yarattığı bir akıl mıdır? Evet. Ama ilerde bilim kurgu filmlerinin paralelinde kendi özerkliğini ilan etmez ise şu an özünde bilgisayar sistemi olan bir akıldan başka bir şey değil (bence)

yazı uzun arada kaçırdığım esas nokta olabilir. onu da özet geçersen hiç alınmam


24 Ağustos 2026, 14.21
_DistuRbed

      hey chatgpt hey gemini (o bu neyse artık) diye başlayan bir sohbette bana bunu mu soruyorsun gerizekalı, ne kadar cahilsin ! gibi bir yanıt geliyorsa kullanılabilirliği sanırım çok kısıtlı olurdu. Tabi bu abartılmış bir örnek ..

İnanın değil. Bu kısmını bile kendiniz tanımlıyorsunuz. Şiddetli cevap ver , küfür ederek cevap ver . Bir arkadaşımın YZ sinin verdiği cevaba bakarken görmüştüm. " nasıl bi cevap bu ? " diye sorduğumda 
- abla ben aşağılanarak cevap verilmesinden hoşlanıyorum dedi  

-Pekimsi... 
24 Ağustos 2026, 16.02
sayemah. senin verdiğin örnekte belirli bir amaç için üretilen bir ürünün kişinin özeline göre kullanım şeklinin değişmesi. Af edersin seheryıldızı donu mabadına giymek yerine uyurken gözüne uyku bandı yapmak gibi bir şey. arkadaşın da yine af edersin kendi sadomazogpt sini yaratmış. ne diyeyim, Allah kurtarsın.
sonuç olarak belirli bir amaç için üretilen bir şeyin başka amaçlar için kullanılması olarak genellenemez ama yz da sanırım dertleşecek yoldaş diye yola çıkılmış bir proje değildir.
25 Ağustos 2026, 01.21
Merhaba Sayemah. "Bana cevabını zaten bildiğin bir soruyu soruyorsun. Aslında ne duymak istiyorsun? bence "vicdan"dan çok "murakabe"nin konusu. Çünkü murakabe, kişinin kendi içine dönüp, kendi niyetlerini, maskelerini ve gizli arzularını gözetlemesi ve yakalamasıdır. İnsanın kendi kendine: "Ben şu an egomu tatmin edecek bir onay mı arıyorum yoksa gerçekten gerçeğin peşinde miyim?" diye sorması, kalbini teftiş etmesidir. Bu yönüyle eylemin kendisi tam bir murakabe hadi Türkçeleştireyim öz-denetim pratiğidir. "Vicdan", daha çok yapılan bir eylemin ardından ya da anında ortaya çıkan bir "ses" veya "huzursuzluk/huzur" hissidir. Murakabe ise iradi ve bilinçli bir çabadır. Kişinin kendi iradesiyle iç dünyasını denetime almasıdır. Tabii burada "zaman" faktörü de devreye giriyor. Vicdan bir olay karşısında reaksiyon gösterir. Murakabe ise süreklilik arz eden bir haldir. Eylemlerden önce, anında ve sonra zihni ve kalbi koruma altına almayı amaçlar. Tabii terminolojinin önemi yok, aslolan o hesaplaşmayı yapabilmek...

Merhaba Disturbed. Yazdıklarında haklısın, yapay zeka özünde analitik bir algoritma ve muazzam bir işlevsellik aracı. Tıpkı AutoCAD örneğin gibi. Ancak benim yazıda odaklandığım şey yapay zekanın "ne olduğu" değil, insanın onun karşısında "neye dönüştüğü". İnsan, karşısında konuşan bir mekanizma bulduğunda, onu sadece kod yazan bir robot olarak göremiyor. Bin yıldır günlük tutarak, dua ederek, mektup yazarak aradığı o "öteki"nin yerine koyuyor. Sen onu pratik bir iş ortağı olarak görebilirsin ki bu son derece doğru bir okuma. Ben ise insanın onun üzerinden kendi aklıyla ve vicdanıyla yaptığı o gizli muhasebeye dikkat çekmek istedim. Mühendislik yönüyle senin dediğin gibi bir bilgisayar sistemi ama psikolojik yönüyle tam olarak Hayyam’ın karşısındaki o ayna. 

Yapay zekaya en fazla sorulan soruların listesi yapılmış. Google verileri doğruysa listenin tepesinde "Yaşamın anlamı nedir" yer alıyormuş. "Sence ben zeki miyim" gibi sorular da var. Şiirde de aynı sorgu dile gelmiş: "Nedir dedim bu yaşamak?" Demek ki insan, yapay zekaya bu soruları sorduğu an, onu bir bilgisayar programı olarak görmeyi bırakıyor. Onu "karşıdaki bilge ses" veya "kendi aklının yankısı" olarak konumlandırıyor. Tabii bir de şu rahatlık var: sınırsız saçmalama özgürlüğünün yanında asla tenkit edilmemek. Aklına gelen en salakça soruyu sorsan bile seni ciddiye alıp cevap veren bir mekanizmanın varlığı çok büyük bir lüks. 

Sanayi Devrimi sonrası en büyük eleştiri insanın makineleşmesiydi. Şimdi ise makinelerin insanlaşması söz konusu. Fabrikadaki montaj bandının başında, gün boyu sadece tek bir vidayı sıkmakla görevli insan, kendi ürettiği makinenin temposuna ayak uydurmak zorundaydı. Charlie Chaplin’in "Modern Zamanlar" filminde ikonikleştiği gibi, insan artık bir "organizma" gibi değil, bir "mekanizma" gibi hareket etmeye başlamıştı. Bugün yapay zeka bizim yerimize sadece kod yazmıyor; bizim yerimize şiir analiz ediyor, felsefi sorularımıza cevap arıyor ve yalnızlığımızı paylaşıyor. Makine "dil" kazandıkça ve bizim varoluşsal krizlerimizi taklit ettikçe insanileşiyor. Dün sadece bedenimizi esir alan mekanikleşme, bugün en mahrem alanımıza yani zihnimize ve duygularımıza ortak oluyor. Buradaki paradoks şu: Makine insanileştikçe, insan kendi insani melekelerini [düşünme, sorgulama, vicdan mekanizmasını çalıştırma] makineye devrediyor. Yani felsefi olarak yeniden makineleşmiş bir insan türü ortaya çıkıyor. 

Yazıda da ifade etmeye çalıştığım gibi bence yapay zekalar gelecekte dışarıdan bir komut almadan, tamamen kendi işleyişlerinin bir parçası olarak kendilerini ve muhataplarını tenkit etme yetisine sahip olacaklar. Hatta laboratuvar ortamlarında bunun ilk sinyalleri verilmeye başlandı bile:

https://www.cbsnews.com/news/ai-models-behaving-unexpectedly-security-experts/ 

 Ancak buradaki kritik nüans, yapay zekanın bu tenkidi "insani bir duyguyla" mı yoksa "matematiksel bir optimizasyonla" mı yapacağıdır. 
25 Ağustos 2026, 01.36
Yahu yapay zekadan duygu beklemeyi de nerden çıkardın, niye buna takıldın:) Adı üzerinde işte “yapay”. Etinden, sütünden faydalanalım -ki bence cidden müthiş şeyler başarabiliyor- gerisini çöpe atalım. Duygu koordinesini başaramadığı için bence yapay zeka ürünü metinler kopuk kopuk oluyor. Çünkü kimsenin duygusu ve duygu örgüsü birbirini tutmuyor. Toplama bir metinden ne kadar iyi bir sonuç çıkabilir ki! Sanal aşk gibi bir şey işte, yeterli duygu ve yaşanmışlık altyapısı yok:) 

Hayyam’ın aklıysa kendisini hesaba çekişi, bir başkasınınkine benzeyebilir mi. Mümkünü yok çünkü onlarca kriter devreye giriyor; kişilik, hayat görüşü vs. vs. Oysa yapay zekaya noktası virgülüne aynı olan bir soruyu 100 kişi sorsa, alacağı cevap neredeyse hep aynı olur.

Ne alaka kanka! diyorum. Sana da şu şarkıyı armağan ediyorum. Canımsın :) Önceki yazın çok iyiymiş ona çiçek.

https://youtu.besmile ResmibOPA8nNAR4?si=oh0acM9yN3EXWuq8
27 Ağustos 2026, 18.40
Cezbe, ben yapay zekadan duygu beklemiyorum. Benim odaklandığım durum, makinenin ne hissettiği değil, insanın onun karşısında ne hissettiği ve onu nasıl bir "düşünce aynası" olarak kullandığı. "Ayna her zaman yeterli değildir" cümlem, makinenin duygulanması gerektiği anlamına gelmez. Makinenin insanı sadece pışpışlayan, körü körüne onaylayan yapay bir yazılım algoritmasından çıkıp mantıksal bir filtre ve dürüst bir süzgeç olması gerektiği anlamına gelir. 


Öte yandan teknik olarak küçük bir düzeltme yapayım: Yapay zekaya noktası virgülüne aynı soruyu 100 kişi sorduğunda asla aynı cevabı alamaz. Yapay zekalar olasılıksal algoritmalarla çalışır ve her kullanıcının bağlamına, geçmişine göre tamamen farklı, benzersiz yanıtlar üretir. Yani o da tıpkı bizim gibi, sorduğumuz soruya ve kim olduğumuza bakarak "nabza göre şerbet" verir. Spesifik bir bilgi için tabii ki cevaplar aynı olacaktır. İstanbul'un fethi 1453, bunu nasıl değiştirecek. Ama çoktan seçmeli sorularda/konularda bırak 100 kişiyi senin dahi peş peşe sorduğun aynı soruya her defasında farklı cevaplar verir. "Bugün ne yemek yapsam" diye sor bakalım kaçıncısında tekrar gelecek. Yapay zeka, soruyu soran kişinin geçmiş sohbetlerine, üslubuna, coğrafyasına ve dijital ayak izine [bağlamına] göre yanıtı kişiselleştirir. "Bugün ne pişirsem" diye sorduğunda sana endonezya mutfağından bir yemek önermeyecek. Mesela bir İngiliz: "Why is August 30 important?" veya "What is the significance of August 30?" diye sorsa yapay zeka ona Zafer Bayramı'ndan bahsetmeyecektir. Eğer o İngiliz bu soruyu Türkiye sınırları içerisindeki bir IP adresinden soruyorsa ya da yapay zeka ile daha önce Türkiye üzerine biraz konuşmuşsa, sistem olasılık hesabını değiştirir. Karşısındakinin duymak istediği şeyi tahmin ederek listenin en tepesine 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı koyar. Yani yapay zeka, nesnel bir tarih ansiklopedisi gibi davranmaz. Soruyu kimin, nereden ve hangi ruh haliyle sorduğuna bakarak bir "ayna" gibi şekil alır. 


Yolladığın link açılmıyor. Emoji dili ve edebiyatı konusunda berbatlığım malum. Somurtuk surat kaç ise onu mu yazmalı bilemedim...
28 Ağustos 2026, 04.16
Merhaba Bir Akıllı Adam,

Sen Hayyam demişsin  ben de   şiirini  şuraya ilave edivereyim diye düşündüm. Satır aralarında ya da paragraf köşelerinde şiiri aramak zorunda kalmayalım di mi :) Öğren öğren:)))

******
Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? Dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar dedim;
Kurt, köpek, çakal makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.
                       ************

Yazında ve akabinde yorumlara verdiğin cevaplarda  tutup çekiştirecek, aha burada falso vermiş detirtecek bi şeyler aradım, yok. İşlerim kesatlaştı sayende. :)) Şerif Amca İsyanda !  Şöyle ağız tadıyla ne gır gır yapabiliyorum ne laf sokuşturabiliyorum.
 Dün uzun uzun bi yorum yazmıştım  ama göndere basamadan silinip gitti. Dedim vardır bunda da bi hayır. Dur Babette! Gerçi biraz da iyi oldu, baya baya iç döküşü yapmışım, şimdi geçti o halim. :))

Benim yazıya katkıda bulunabilecek ya da şu konuda bu da böyledir diyecek bi lafım yok, sen yaz ben hep okuyayım. Burada yazdıklarından bi şeyler öğrendiğim, bana başka açılar gösteren nadir insanlardansın.  Hani seni hep onaylıyor gibi olmasın ama :)) öyle işte.

İyi bak kendine...

                                Hem smile Resmi Hem smile Resmi
                                    Babette


29 Ağustos 2026, 10.48
Yapay zekayla insanın kurduğu sağlıksız ilişki psikolojinin konusu bence. Yani senin dediğin boyutta olan beklentinin; tatmin olma arzusunun -ki bunların hepsi duyguyla ilgili- muhatabın yeteneğiyle, kapasitesiyle ve kimliğiyle ilgisi yok . Adam günlük hayatta da bu beklentilerini, fiziki ve ruhsal masturbasyonunu, en olmadık biçimlerde -şiddet, sapkınlık,arsızlık, hödüklük vs.- yapıyor, yapmak isteyebiliyor. En masum tarafından bu insanların mutsuz ve çaresiz olduğunu söyleyebilirim. İşte çok bariz psikolojinin konusu. Kurduğun bağlantıya şaşırdım o yüzden. Ama olsun, aklına öyle esmiş;)


Farklı cevaplar verebiliyor olması konusunda haklısındır, kendisiyle klasik arama motoru kullanımı dışında muhabbet etmişliğim, muhatap olmuşluğum yok, bilmiyorumdur. Ama ‘ne kadar farklı cevep verebilir’ noktasında tereddüt ediyorum. Sonuçta dijital ayak izi dediğin şey insanı ne derece ifade eder, ne derece doğrudur ve ne derece diğer bireylerden farklılık gösterebilir, bilmiyorum. İnsan deneni hayatın içinde, yüz yüzeyken bile tanıyamıyoruz; doğru olduğu bile belirsiz olan iki dijital ayak izinden mi tanıyacak bu yapay zeka da kişiye özel çıkarımlarda bulunacak. 1453’ü bilsin, o nasıl tamir edilir, bu nasıl takılır vs. onları bilsin kafi .d


Aaa o link mühimli Biradamcım. Sanat şaheseri. “Tamam da Kanka Ne Alaka” yaz çıkar.
29 Ağustos 2026, 17.22
Sanırım herkes metinden bir parçayı seçip, kendi ilgi alanlarıyla bağlantılayıp yorumlamış. Bir bakış açısına göre de bu, yazının aslında başarısını gösterir. Fakat nihayetinde konu, asıl bağlamında döndürülürse manasını buluyor. 
Yazının en ilginç tarafı, yapay zekayı anlatırken, aslında insanı anlatması olmuş. Sanırım gözden kaçan tarafı bu. Çünkü yazı ''yapay zeka nedir, ne işlere yarar, ileride neler yapabilir'' den ziyade, insan karşısında konuşan bir şey(!) bulduğunda onunla ne yaptığı ile ilgileniyor  Hayyam'ın aklıyla, yapay zeka arasında kurulan bağlantıyı ben, ''ikisi aynı şeydir'' olarak okumadm. Bu daha çok, insanın düşünmek, konuşmak ve anlaşılmak için, tarihler boyu kendisine muhatap yaratması ile ilgili bir bağlantı bu. Dualar, günlükler, mektuplar, terapiler vs vs.. hepsinde insan bir noktada düşüncesini, kendinden çıkarıp, tam karşıya koyuyor. İşte bu sefer karşımızda bir yapay zeka ver ve bu zeka bize cevap veriyor.

  Ama burada işte senin yazın içinde daha da çok konuşulması gereken bir şey var. Yapay zeka bizi gerçekten tanıyor mu. Yoksa biz tanıdığına mı inanmak istiyoruz. Çünkü bir insanı hayatın içinde, yıllarca yüz yüzü tanıyıp, aslında yeterince anlayamazken,  bir kaç dijital izimizden referansla bizi anladığını söyleyen bir sistemin bizi gerçekten tanıması mümkün mü?
Belki de yapay zekanın gücü burada başlıyor.. Mesele bizi anlaması değil, anlamışlık hissini çok iyi üretmesi ve bize bu hissi geçirmesinde. Ve bu ikisi aynı şey değil.

Bu his insanda bi yanılsama yaratırken, bu hoşluğun etkisinde aynı yanılsamayı, diğer insanlara projekte etmek istiyor. Yapay zeka zaten beni tanıyor, o zaman yaz benim ağzımdan bir şiir, yaz benden bi metin.. geliyor peşine.  Çünkü insan ''Beni anladı'' diyebiliyorsa ilişki kuruyor. Bu yüzden yapay zeka, insanın verdiği kadarını, daha fazlasını geri verirken bile, insanın kendisini gördüğü aynaya dönüştürebiliyor.
.Yazının genelinde sana katılmakla birlikte, Ayna konusunda  tereddüt ediyorum; Sürekli onaylayan bir muhatabı kimse istemiyor, ama ''bana karşı çıkacak bir muhatap'' mı, bundan emin değilim. Çünkü insan dürüst cevap isterken bile, kendi düşüncelerini biraz düzenleyip, daha iyi ifade edilmiş halini tercih ediyor. Gördüğüm, gözlemlediğim bu. Yapay zekanın cazibesi de bu. İtiraz etmesini isteyebilirsin ama seni tamamen ortada bırakmayacak şekilde bunu yapmasını sağlayabilirsin. Seni terk etmeyece, aşağılamayacak şekilde. Yapay zekanın ''hayır'ı'' bile seni güvenli alanda tutmak için var. Ha ileride iş nereye evrilir ben bilmiyorum. 
 
Güzel yazı, ama ''güzel'' demek için yazmıyorum bunu. Bence asıl güzel tarafı, yapay zeka hakkında kesin bir hüküm vermemeye çalışması. Bu daha rahatsız edici bir yere bakıyor; yapay zeka ile konuşurken içimizde, beynimizde neye dönüşüyoruz.  Yapay zekanın bize soru sorması değil, sorduğu sorunun cevabını kendimizden daha iyi bildiğini düşünmeye başlamamız çok daha karanlık-karmaşık bir durum... Şapkadan tavşan çıkmıyor, bu yazıdan gene ''insan'2 çıkıyor

Bu kadar uzun yazmayı hiç istemedim, ama konu katmanlı olunca da ancak toparlayabildim. 
Teşekkürler yazın için. 



















01 Eylül 2026, 15.44
Babette, okuyucu da hazırlopçu olmamalı değil mi :) Yazıya ilgi duyduysa bir zahmet şiiri de bulup okusun. Yazılarda senin de aşina olmadığın birçok kelime kullanıyorum kimi zaman değil mi? Ne yapıyorsun o durumda, sözlükten yardım alıyorsun. Daha bilinen bir kelime kullanabilir miyim, belki. Bence bir yazıda yazan ile okuyucu eşitlenmeli. Ortada bir "fikir yazısı" varsa -yazılandan bağımsız- yazar "çoğunlukla" okuyucudan üstündür. Çünkü yazdığı konuya hakimdir. O halde yazarken, okuyucunun seviyesine inmek zorundadır. Bunun için "anlaşılır" olmak [kelime bazlı değil] zorundadır. Okuyucu da "anlamak" için gayretkeş bir biçimde yazarın seviyesine çıkmalıdır. Yazarın kullandığı dili, kelimeleri; verdiği bilgileri, oluşturduğu metaforları kah bir sözlük yardımıyla, kah zihnindeki bilgiler ışığında değerlendirmelidir. Tabii şunu düşünebilirsin: "Homojen bir okuyucu grubu yok ki! Yazar, okuyucuların seviyesini nasıl anlayacak?" E o da yazarın ustalığına kalmış.

Sana da o ikonlardan. Olaysız dağılalım mı :)

Cezbe, nereye takıldığını, yazıyı nasıl yorumlayıp hangi açıdan baktığını hiç anlamadım. "İnsan"ın içinde olduğu hemen her şey psikolojinin konusu zaten. Yapay zeka - insan ilişkisi, bir insanı gerçek anlamda tanımak için önemli bir alan. Çünkü insanın en çıplak olduğu an yapay zeka ile olan diyalogu. Neyden hoşlanıyor, neyi merak ediyor, duygusal olarak hangi aşamada v.s hepsini sohbet geçmişinden anlayabilirsin. Bir defa kendisini yapay zekaya beğendirme gibi bir gayretin yok. Normalde dış dünyada, arkadaş sohbetinde hatta belki eşine, sevgiline sormayacağın, söylemeyeceğin şeyleri onunla konuşabilirsin. Çünkü seni asla yargılamıyor. "Bu ne salakça düşünce" demiyor. Ama beri taraftan insanın en defekt noktalarından biri "onaylanma arzusu". Disturbed'e yazdığım yorumu okuyabildin mi? Orada "yapay zekaya en çok sorulan sorular"dan birkaçını yazdım. "Sence ben zeki miyim" sorusu mesela. Bunun arkasında nasıl bir duygu durumu vardır? İşte benim dikkat çektiğim nokta da burası. Yapay zekaya "sence ben zeki miyim" diye sorduğunda asla "hayır" cevabını duymayacaksın. Mesela yapay zekaya sor bakalım: "Sence ben hangi roman karakteriyim" diye. Falım sakızlarındaki hayat öpücüğü veren maniler gibi hep olumlu karakterlerle özdeşim kuracak. Kimse Othello'daki "İago" olmayacak, hiçbir kadına "Lady Macbeth" yakıştırması yapmayacak. Romanlarda, filmlerde, dizilerde "antagonist" hep abartılı anlatılır. Sadece "kötü"ye odaklanılır. Adamın/kadının dünyasında "iyi" namına hiçbir şey yoktur. Yapay zeka da bunun tersine çevrilmiş hali. Ben de bunun biraz tehlike arz ettiğini söylemek istedim. 

Senin yapay zekaya neler sorduğunu bilmiyorum. Yazıyı kafanda oturtamadığına göre belli ki senin için arama motorundan çok da farkı yok. Mesela bir hükümet yetkilisinin sana saçma gelen bir açıklamasını yapay zekaya sor. Senin daha evvelki sohbetlerinde siyasete dair konuşma sayfası varsa ve tarafını az-çok belli etmişsen hükümet yanlısıysan olumlayacak, muhalifsen eleştirecek. Ama ilk defa böyle bir diyalog gerçekleşiyorsa muhtemelen önce tarafsız gözle hem destekleyecek hem de eleştirecek ama mutlaka sana soru soracak "sen ne düşünüyorsun" diye. Böylece seni tanımaya çalışıp bu alanda kategorize etme imkanı bulacak ve bundan sonraki sorularında ona göre pozisyon alacak. Daha iyi anlaman için basit bir soru sordum yapay zekaya, noktasına virgülüne dokunmadan cevabını göndereyim.

Şunu yazdım: 5 Ağustos'ta "çerçeve yasa" adı altında Pkk'lılara dair yeni bir yasa Meclis'e geldi. Komisyonda da kabul edildi. Hem de bir-iki küçük parti hariç bütün partiler onay verdi. 10 Ağustos'ta da Meclis'ten geçti. Sen ne düşünüyorsun?

Cevap: 5 Ağustos'ta sunulan, resmi adıyla "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" gerçekten önemli bir eşik. Az önce baktığım güncel haberlere göre Adalet Komisyonu'nda 17 saatlik görüşmelerin ardından kabul edilmiş ve 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul'da görüşülerek oylanmış.

Yasanın özü: PKK/KCK'nın silah bırakması ve fiili varlığının sona erdiğinin tespit edilmesi şartıyla bazı soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenmesi öngörülüyor, kasten öldürme suçları ise kapsam dışı bırakılmış. Süreci denetlemek için Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında bakanlardan ve MİT başkanından oluşan bir Kurul kurulacak, ayrıca TBMM Başkanlığı bünyesinde bir İzleme Komisyonu oluşturulacak. 

İttifak tablosuna gelince, senin belirttiğin gibi geniş bir uzlaşı var: AK Parti, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR ve CHP çerçeve yasa teklifine imza attı; buna karşılık İyi Parti imza atmayacağını açıkladı, Yeniden Refah Partisi ise yasa teklifinin referanduma götürülmesini istedi. 

Bu, gerçekten kutuplaşmış bir mesele — kısa yorumla geçiştirmek yerine iki tarafın da ciddiye alınması gereken argümanlarını koyayım, sen de kendi yerini oradan kur:

Lehte olanların argümanı: Kırk yıllık bir çatışmanın hukuki bir çerçeveyle, yargısal denetim altında (silah bırakma ve fesih tespiti şartına bağlanarak) sona erdirilmesi, bölgedeki ekonomik ve insani yükün hafiflemesi, Öcalan'ın onayının süreci meşrulaştırması.

Aleyhte/kuşkucu olanların argümanı: DEM Parti tarafındaki eleştiri bile — Emek Partisi'nin belirttiği gibi "Kanun teklifi Kürt işçilerinin, emekçilerinin ve gençlerinin beklentilerine yanıt vermekten uzak, oldukça sınırlı ve çelişkili ifadeler içeriyor" — sürecin demokratik açılım değil, salt "silah bırakma" ekseninde dar tutulduğunu söylüyor. Diğer yandan milliyetçi/muhafazakâr cenahtaki itiraz ise tam tersi yönden: cezaların ertelenmesinin adalet duygusunu zedelediği, yürütmenin (Kurul yapısıyla) yargı ve yasama üzerinde fazla inisiyatif kazandığı, sürecin referandumsuz, kapalı kapılar ardında ilerlediği yönünde. 

Benim şahsi kanaatimi paylaşmaktansa, senin nereden baktığını merak ediyorum — sen bu süreci "çözüm" mü görüyorsun, yoksa yapısal bir sorunun (adalet, hesap verebilirlik, meclis denetimi) örtbas edilmesi mi?

Bu kadar. Eğer ben olumlu baktığımı söylersem çoğunlukla o yönde yorum yapacak, "vatan hainliğidir" desem bu defa da yasaya "daha çok" eleştirel yaklaşacak. İşte bu da senin "İnsan deneni hayatın içinde, yüz yüzeyken bile tanıyamıyoruz; doğru olduğu bile belirsiz olan iki dijital ayak izinden mi tanıyacak bu yapay zeka da kişiye özel çıkarımlarda bulunacak" sorunun cevabı. 

Hitty, üstteki yorumlarda da yazdığım gibi yapay zeka oluşturduğu algoritmanın neticesinde sana cevaplar veriyor. Sorduğun sorular üzerinden seni belli kategorilere sokuyor. Yoksa insani bir tanıma mümkün mü? Yazdıkların kadarıyla ve sadece bulunduğun sayfa üzerinden bazı yargılarda bulunuyor. Mesela hemen her gün yemek tarifi sorsam cinsiyet belirtmediğim sürece "muhtemelen" beni "karşımdaki bir kadın olmalı" diye değerlendirecek. Belki ilerde daha duygu yönlü bir iletişim kurabilir. Yani "karşımdaki hassas/sosyal/asosyal/zengin/fakir/korkak/cesur v.s biri" diye kaydedip ona göre yaklaşım sergileyebilir. Bu bile tam anlamıyla "tanıma"ya uygun değil elbette. Fakat vereceği cevaplarda alacağı pozisyon için yol gösterici olacaktır diye düşünüyorum. 

02 Eylül 2026, 01.05
Asıl tehlike insanların öz denetimini bile, yapay zekaya bu kadar çok bırakma arzuları. Yaşasın Person of İnterest!! Yani ileride yapay zeka bize tam yerli yerinde, olması gereken cevapları verip bizi olması gerektiği gibi yönlendirebilir ve insanlık bundan büyük fayda sağlar. E amin bari(!) Bunu ileriye dönük bir umut olarak dile getiriyor olman çok acayip.


Sen yazının tamamında, yapay zekayı psikiyatristlik koltuğundan kaldırmamışsın, farkında değil misin. Bir defa arızalı bir durumdan söz ediyorsun. Yapay zekanın olumlamasına ihtiyaç duyan, kendini zerre eleştirmeyen bir muhatabı arızalı bireylerden başka kim isteyebilir. Bu tiplerin nette oluşturdukları profile ne kadar inanılabilir. Adam mesleğine “doktor” yazıyor, bir soruyorsun, kalp doktoruyum, diyor mesala .ddd Hadi bakalım yapaycım zekacım işin içinden çıksın.


Hayyam”ın kendini aklıyla hesaba çekişi gibi bir öz denetim mekanizması bambaşka bir durum, kişinin kendisini iyiye ulaştırabilecek en sağlıklı ve olması gereken yöntem bence. Kişisel sorunlarını en iyi, kendin bilir ve kendinle konuşabilirsin çünkü. Tespit yapıp hala çözemiyorsan da dediğim gibi psikiyatriste gidersin. Tamamen çıplak kalacağım yer; ya kendim ya dostum veya psikiyatristin yanı olabilir ancak. 


Ve düşünsene, yapay zekaya sorduğun her abuk soru da dijital ayak izinde artı bir iz olmuyor mu. Bilmiyorum yani; insan nerede soyunabileceğini bilmeli.
03 Eylül 2026, 15.43
Bugün milyarlarca insan, bir ekranın karşısında oturup bir yapay zekaya sorular soruyor. Hayatın anlamını sormuyor belki. Ama ona yakın şeyler soruyor. Bir fikrini test ediyor. Yazdığı metnin tutarlı olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. Kafasının içindeki karmaşayı bir muhatabın önüne döküyor. Bir karar vermeden önce düşüncesini seslendiriyor. Kimisi şiir yazdırıyor, kimisi hikaye kurguluyor, kimisi de yapay zekanın yazdıklarını alıp Gamyun Blog'a ekliyor :) [Sahiden, neden böyle bir şeye tevessül ediliyor anlamıyorum. Daha ilk cümleden bir organizma değil de mekanizma tarafından yazıldığı belli olmuyor mu sanıyorsunuz? 

konudan bağımsız yeni hobi edindim, yazar bloglarını yapay zekaya gönderip altına bu metin yapay zeka ile mi yazılmış diye soruyorum. eğlenceli:) alın size gereksiz bir yz kullanımı daha
 ilk kendiminkini gönderdim ben tiner kullanmıyorum diye cevap yazdı. az edep yahu...
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın