gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

En Çok Baharı Sevdim!

23 Eylül 2026, 09.03
A- A+
Portakal çiçeği kokuları sarardı etrafı çocukluğumun Antalya'sında. Genzine doldurur, içinde bir mutluluk bulurdun. Belki de sırf bunun için en çok baharı sevdim. 
Günler deli gibi yağan yağmurlar altında yıkanmış portakal ağaçlarının gölgesi uzarken başlardı. Yazın o korkunç sıcakları gelmeden, portakal ağaçları cenneti tasvir ederdi. 
Şimdi ne yazık ki o ağaçların yerinde 14 katlı bloklar yükseliyor. Kokular gideli çok oldu. Genzime egzost kokuları doluyor. Portakal ağaçları gölgelerini de götürmüş. 

Sanki hiç yoktular. 

Çocuklarım taş kaplı bahçede oynuyor. Ve ne yazık ki o güzelim kokuyu geçen bahar da duyamadılar. En çok baharı da sevmiyorlar.

Üzülmek yetmez elbet. Doğanın sunduklarının değerini bilmek ve korumak gerekir. Biz başaramadık. Suçluyuz.

YORUMLAR

23 Eylül 2026, 15.00
Antalya’da eski binaların, apartmanların bahçesinde portakal, limon, greyfurt ve hatta turunç; illaki bir narenciye ağacı vardı. “Hatta turunç” dememin sebebi, eskiden bizim gözümüzde reçeli hariç pek bir işe yaramazdı. Turunç kabuğu reçeli ne kadar meşakkatli bir reçel olsa dahi biz çocukken (1980 lerde)soframızın vazgeçilmezlerinden biriydi. Öyle hazır almak falan nerede, annem yapardı. Ama portakal ağaçlarının yeri ayrı idi. Portakalları hunharca yememizden dolayı sanırım:)
Yanılmıyorsam portakal ağaçları mart sonuna doğru çiçek açardı. Ve dediğiniz gibi mutluluk kokardı. Çiçekleri kopartıp elimin içinde ezerdim. Avuçlarımın içine portakal çiçeğinin kokusu işlerdi. Rahmetli babam, “Onlar büyüyecek, portakal olacak,” diye bana çok kızardı. Korkumdan bir şey diyemezdim ama içimden ben de ona kızardım. Ne olacaktı ki! Binlerce çiçek ve binlerce de ağaç vardı. İşin komik yanı, şimdi ben de diyorum kızıma “Kopartma,” diye; o korkmadan “Aman baba, ne olacak ki!” diye bana geri fırça atıyor:)
O binlerce ağaç gitti işte...
Uncalı civarında portakal ağaçları çok vardı. 2000’lerin başında, konaklar furyası başladığında işimden dolayı temel kazılarında çok sökülen portakal ağacı gördüm. Binlerce… Tabi bunlar sadece benim şahit olduklarım.
Şimdilerde yeni binalarda portakal ağaçları peyzaj için bile tercih edilmiyor. Dediğim gibi, mahalleniz biraz eski, binanızda biraz yaşlanmış yıpranmışsa benim gibi anca o zaman görüyorsunuz portakal çiçeklerini. 
Şimdiki çocuklar ise yazın denize giriyorlar diye yazı seviyor sanırım. O da gitmese elimizden bari...

Emeğinize sağlık, iyi geldi yazınız. Eski bir dostu görmüş gibi mutlu etti. Portakal çiçeği koktu sanki burnumun içi, eyvallah

23 Eylül 2026, 17.20
Çok teşekkür ederim. Gözlerim doldu. Benzer şeyler yaşamışız. 
25 Eylül 2026, 17.20
İnsan bazen bir şehrin değiştiğini yükselen binalardan değil, artık duyamadığı kokulardan anlıyor.
Portakal çiçeklerinin yerini betonun, gölgenin yerini asfaltın alması yalnızca bir kentleşme meselesi değil, şehrin hafızasının yavaş yavaş silinmesi aslında..

Daha acısı, bütün bunlara “gelişmek” deyip alışmış olmamız..
Doğa bizden hiçbir şey istemedi, yalnızca kendisine bırakılan kadar yerde var olmaya çalıştı..
Biz ise o yeri bile çok gördük...
25 Eylül 2026, 23.10
Koku dünyamız da gün gün kayboluyor. Keşke yanılsaydık, keşke bu yok ediş "gelişme" olsaydı. 
30 Eylül 2026, 00.46
Ve hiçbir meyve ağacını göremeyecek.. Çocuklar.. 
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın