Antalya’da eski binaların, apartmanların bahçesinde portakal, limon, greyfurt ve hatta turunç; illaki bir narenciye ağacı vardı. “Hatta turunç” dememin sebebi, eskiden bizim gözümüzde reçeli hariç pek bir işe yaramazdı. Turunç kabuğu reçeli ne kadar meşakkatli bir reçel olsa dahi biz çocukken (1980 lerde)soframızın vazgeçilmezlerinden biriydi. Öyle hazır almak falan nerede, annem yapardı. Ama portakal ağaçlarının yeri ayrı idi. Portakalları hunharca yememizden dolayı sanırım:)
Yanılmıyorsam portakal ağaçları mart sonuna doğru çiçek açardı. Ve dediğiniz gibi mutluluk kokardı. Çiçekleri kopartıp elimin içinde ezerdim. Avuçlarımın içine portakal çiçeğinin kokusu işlerdi. Rahmetli babam, “Onlar büyüyecek, portakal olacak,” diye bana çok kızardı. Korkumdan bir şey diyemezdim ama içimden ben de ona kızardım. Ne olacaktı ki! Binlerce çiçek ve binlerce de ağaç vardı. İşin komik yanı, şimdi ben de diyorum kızıma “Kopartma,” diye; o korkmadan “Aman baba, ne olacak ki!” diye bana geri fırça atıyor:)
O binlerce ağaç gitti işte...
Uncalı civarında portakal ağaçları çok vardı. 2000’lerin başında, konaklar furyası başladığında işimden dolayı temel kazılarında çok sökülen portakal ağacı gördüm. Binlerce… Tabi bunlar sadece benim şahit olduklarım.
Şimdilerde yeni binalarda portakal ağaçları peyzaj için bile tercih edilmiyor. Dediğim gibi, mahalleniz biraz eski, binanızda biraz yaşlanmış yıpranmışsa benim gibi anca o zaman görüyorsunuz portakal çiçeklerini.
Şimdiki çocuklar ise yazın denize giriyorlar diye yazı seviyor sanırım. O da gitmese elimizden bari...
Emeğinize sağlık, iyi geldi yazınız. Eski bir dostu görmüş gibi mutlu etti. Portakal çiçeği koktu sanki burnumun içi, eyvallah
Çok teşekkür ederim. Gözlerim doldu. Benzer şeyler yaşamışız.
İnsan bazen bir şehrin değiştiğini yükselen binalardan değil, artık duyamadığı kokulardan anlıyor.
Portakal çiçeklerinin yerini betonun, gölgenin yerini asfaltın alması yalnızca bir kentleşme meselesi değil, şehrin hafızasının yavaş yavaş silinmesi aslında..
Daha acısı, bütün bunlara “gelişmek” deyip alışmış olmamız..
Doğa bizden hiçbir şey istemedi, yalnızca kendisine bırakılan kadar yerde var olmaya çalıştı..
Biz ise o yeri bile çok gördük...
Koku dünyamız da gün gün kayboluyor. Keşke yanılsaydık, keşke bu yok ediş "gelişme" olsaydı.
Ve hiçbir meyve ağacını göremeyecek.. Çocuklar..
YORUMLAR
Portakal çiçeklerinin yerini betonun, gölgenin yerini asfaltın alması yalnızca bir kentleşme meselesi değil, şehrin hafızasının yavaş yavaş silinmesi aslında..
Daha acısı, bütün bunlara “gelişmek” deyip alışmış olmamız..
Doğa bizden hiçbir şey istemedi, yalnızca kendisine bırakılan kadar yerde var olmaya çalıştı..
Biz ise o yeri bile çok gördük...