BU KADAR...
15 Eylül 2026, 15.52 A- A+
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Veya;
“Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti.
Nice han, nice sultan,
Tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir,
Her gelen baktı geçti.”
Yaşam ve ölüm.
Edebiyatı da besleyen iki can damarı, değil mi?
Şairlere, yazarlara, düşünürlere sorsanız, süslü sonelerde, sade şiirlerde, yazılarda, romanlarda, orada burada bir şekilde yaşam ve ölümü anlatırlar.
Yukarıdaki gibi misal.
Ben de anlatayım, müsaade var ise.
03 Eylül 2026 Perşembe. Akşamüzeri saat 5 gibi şantiyede kalp krizi geçirdim. Araç ile yakındaki bir hastaneye gittim. Ambulans ile devlet hastanesine gönderildim. Anjiyo oldum, bir tane stent takıldı. 2 gün standart yoğun bakımda kaldım. Ölmedim.
Bu kadar…
Ama sadece anjiyo olurken, korku, telaş, her ne ise işte, bir an gözlerimi ekrandan ayırdığımda kızımı gördüm. Yapamadıklarım, yaşayamadıklarımız (ki o ara yaşayamayacaklarımız gibi düşündüm) gelince aklıma hissettiğim tek şey vardı.
Meğerse ölüm, gözü arkada kalmaktan başka bir şey değilmiş.
Martının ömrü kaç sene? Rabbim bilir ama denizi görmezse hani….
Çocuklar en çok korkunca ağlarmış. Çok canım yandı, korktum. Ağlayamadım yine…


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir