Saydam Pencere
08 Eylül 2026, 06.09 A- A+
Bazı karşılaşmaların bir zamanı yoktur. Bir gün, hiç tanımadığın birinin cümlesi gelir ve zihninde saydam bir pencere açılır. Önce yalnızca kelimeleri görürsün. Sonra o kelimelerin ardında bir insan olduğunu fark edersin.
Nereden geldiğini, hayatının hangi yollarından geçtiğini bilmediğin bir insan… Hakkında hiçbir şey bilmeden, yalnızca kelimelerinden bir dünya kurarsın. Bazen bir insanı tanımaya yüzünden değil, cümlelerinden başlarsın. Söylediği bir kelimede, kurduğu bir benzetmede, sustuğu bir yerde bile kendinden bir parça ararsın.
Yan yana değilsindir. Sesini duymamış, ellerine dokunmamış, yüzünü bütün ayrıntılarıyla görmemişsindir. Yine de bir şey olur.
Cümleler iki ayrı zihnin arasında gidip gelmeye başlar. Her cevap, biraz daha aralanan bir pencere gibidir. Dışarıdan bakınca yalnızca birkaç kelime vardır belki; içerideyse uzun zamandır kapalı duran bir oda havalanır.
Belki de dokunmak için yan yana olmak gerekmiyordur.
Bazen bir insanın sana bıraktığı tek şey birkaç cümledir. Fakat o cümleler günün rengini değiştirir. Uzun zamandır sessiz duran bir yeri hareketlendirir. Bir kelime zihninde kalır, sonra başka bir kelime ona eşlik eder. Farkında olmadan bir yol oluşur.
Bir deniz belirir mesela.
Hiç gitmediğin bir yerde akşamın kokusunu duyarsın. Bir ağacın gölgesinde oturmuş gibi hissedersin. Sonra başını kaldırıp aynı gökyüzünün altında olmanın bile insana küçük bir mutluluk verebildiğini düşünürsün.
Belki de insanın gerçek mülkiyeti budur.
Sahip olduğunu sandığı hiçbir şeyi yanında götüremeyeceğini bilirken, bazı anları bütün kalbiyle saklayabilmesi…
Bir cümlenin bıraktığı tadı, gecenin sessizliğini, ansızın gelen bir gülümsemeyi, hiç beklemediğin bir anda uzatılmış bir hediyenin sende bıraktığı duyguyu…
Bazı şeylerin değeri, büyük olmalarından değil; tam zamanında gelmelerinden doğar.
Ve bazen insan, kendisine verilen bir şeyin ne olduğunu uzun süre anlayamaz. Bir hediye midir, bir tesadüf müdür, bir karşılaşma mıdır, yoksa yalnızca hayatın kısa bir an için iki ayrı yolu birbirine değdirmesi mi?
Belki hepsidir.
Belki hiçbiridir.
Çünkü bazı karşılaşmaların bir açıklamaya ihtiyacı yoktur.
Ne tam olarak bir yakınlık diyebilirsin buna, ne de yalnızca bir merak. Adını koymaya çalıştıkça eksilen, olduğu haliyle bıraktıkça güzelleşen bir şeydir.
Kalbin değil belki, önce zihnin hızlanır. Uzun zamandır unutulmuş bir merak uyanır. Kelimeler çoğaldıkça gece uzar. Saatler ilerler ama zaman ağırlaşmaz. Tam tersine, insan sabahın gelmesini istemeyecek kadar gecenin içinde kalır.
Sonra fark edersin ki bazı geceler, insanın kendisine bile söyleyemediği şeyleri kelimeler söylemiştir.
Ve bazı insanlar, hayatımıza kalmak için değil; içimizde bir pencere açıp geçmek için uğrar.
Geride bir isim bırakmadan…
Bir adres bırakmadan…
Belki yalnızca birkaç cümle bırakarak.
Ama o cümleler bazen sandığımızdan daha uzun yaşar.
Belki bazı duyguların adı olmamalıdır.
Bazı karşılaşmaların da...
Çünkü adı konmayan bazı şeyler, tarif edildiğinde küçülür. Oysa olduğu gibi bırakıldığında, insanın içinde sessizce büyümeye devam eder.
Ve gecenin sonunda gökyüzü yavaşça aydınlanırken anlarsın:
Sabah gelmiştir.
Ama bazı gecelerin ışığı, sabahın ışığından farklıdır.
Bazı geceler, sabahlardan daha aydınlıktır.
Sezen Aksu-Gülümse 


YORUMLAR
Ne olduğunu sorgulamadan, bizde bıraktığı hissi olduğu gibi sakladıklarımız..
Çünkü bazen hiç tanımadığımız birinin birkaç cümlesi, yıllardır tanıdığımız insanların söyleyemediklerinden daha derine dokunabiliyor..
Ve evet…
Bazı geceler gerçekten sabahlardan daha aydınlık..
Çok güzel yazmışsınız..