Hırka Sıcaklığında Eylül
01 Eylül 2026, 18.16 A- A+
Dün gece, içimdeki kördüğümü çözemeyeceğimi anlayınca adımlarım beni sessizce sahile götürdü.
Gökyüzünde ay ışığı, denizin koyu sularına upuzun gümüş bir yol çizmişti. Dünya uyuyordu; sanki bir tek ben ve kıyıdaki ihtiyar çınar ağacı uyanıktık.İçimde öyle ağır bir suskunluk vardı ki çekmeye korktuğum derin ah, göğsümün kafesinde hapis kalmıştı. Gidip ağacın köklerine, soğuk taşların üzerine iliştim.
Rüzgâr yüzüme doğru eserken içimden her zamanki sitem yükseldi:
"Yine mi sen Eylül? Yine mi kalbimi üşütmeye geldin?"
Ben daha bu düşüncenin ağırlığı altındayken, tepemdeki daldan sarı bir yaprak süzüldü.
Hiç acele etmeden geldi ve ayağımın dibine usulca kondu.
Aniden, denizin derinden gelen uğultusu yerini kalbime fısıldayan sakin ve kadife sesli Eylüle bıraktı.
Sesi incitmekten korkan, şefkatli bir dost gibiydi:
Rüzgârın en narin tonuyla,"Bana kırılma olur mu?" dedi.
Avucundaki yaprağa bak.Yorulmadı, ben de onu dalından zorla koparmadım.
Sadece vazifesini tamamlamış olmanın huzuruyla toprağa, aslına dönüyor.
Ama insanlar ne zaman kalplerinde bir yaprak dökülse dönüp beni suçlar.
Kendi içlerinde biriktirdikleri hazanları serinliğime yüklerler de adımı ağır hüzünlerle anarlar.
Bilmezler ki onlara kıyamadığım için her eylülde sessizce gelir, kederleri bağrıma basarım.
Bu sözler üzerime bir hırka gibi serildiğinde, gözlerimin dolduğunu hissettim.
Kirpiklerimin ucunda koca bir dünya birikmişti sanki. Ama tam o an durdum.
Eylül'ün asırlık, milyonlarca insanın dertlerini sırtlanmış devasa yükünü düşündüm;
bir de kendi göğsümdeki sızıya baktım... Onun bu muazzam yükü yanında,
benim hüznümün adı bile anılmazdı. Kendi derdimden utandım,
yüzümde çok ince, mahcup bir tebessüm belirdi.
Eylül, sanki içimden geçen bu mahcubiyeti hissetmiş gibi tatlı esintisiyle yüzüme süzüldü:
"Kendini suçlama," diye fısıldadı."Nisan’ı severler çünkü umut dağıtır, şımartır insanı.
Ama herkes sürekli koşup eğlense senin şu içinin sızısını kim fark edecek,
herkes her an şen şakrak olsa yorulan ruhlar nerede dinlenecek?
Ben seni bu gece yarısı sahile, ay ışığının tam karşısına davet ettim çünkü bilirim,
bazen en güzel dua, bir kalbin kırıklığına hiçbir şey demeden sadece sessizce yarenlik etmektir."
İçimde günlerdir biriken ağır ah,ilk defa göğsümden dışarı süzülüyordu ama bu kez canımı acıtarak değil, kuş gibi hafifleterek…
Anladım ki; Eylül dertlerin asıl sahibi değil, dilsizlerin, anlatamayanların sığındığı o en emniyetli, en manevi limanı oldu.
"Şarkılara, şiirlere bakma sen," dedi rüzgârını etrafımda estirerek. "Beni ayrılıkların, bitişlerin mevsimi ilan edenler,
aslında kendi içlerindeki soğuk kıştan korkanlardır.Sen onlara da sitem etme. Biz seninle burada, bizi bu ağacın altında,
ay ışığında buluşturan yüce iradeye, güzel kadere teslim olalım.
Bak, yaprak toprağa düşüyor ama ziyan olmuyor;toprak onu sarıp saklıyor ki yarın yeni baharlar yeşersin.
Senin de içindeki dökülenleri, kırılanları asla ziyan etmeyecek, hepsini gören bir Yaratıcı var, unutma," dedi.Ve sustu.
Güz fısıltısı yerini denizin kadim ritmine bıraktı ama sanki dalgalar bile bu bilge sükunete saygı duruşuna geçmişti.
Avucumdaki sarı yaprağa uzun uzun baktım.Az önce hüzün faturası kestiğim küçücük yaprak,
şimdi koskoca bir teslimiyetin mühürlü pusulası gibi elimde duruyordu.
Gözlerim hâlâ doluydu, evet; ama yaşlar artık canımı acıtan bir yangının değil,
içimde sönen bir kora serpilen serin suların eseri gibiydi.
Oturduğum taşların üzerinden yavaşça doğruldum.
Avucumu denize doğru açtım, hafif bir esinti yorgun yaprağı incitmeden
aldı ve gümüş suların koynuna bıraktı.
Yaprak denizin üstünde nazlı bir kayık gibi süzülürken,
içimde günlerdir biriken ağır yük de havaya karışıp gökyüzüne doğru uçtu.
Sahilden ayrılıp eve doğru yürürken,
içimde çok uzun zamandır hissetmediğim bir dinginlik vardı.
Boğazımdaki düğüm çözülmüş, sanki kalbimin yükü hafiflemişti.
Gözlerimde hâlâ doluluğun ince sızısı duruyordu
ama dudaklarımda da her suçu eylüle atan insanları düşünen buruk, olgun bir tebessüm kalmıştı.
Ne eylüle bir sitemim kalmıştı geriye ne de kadere bir itirazım.
Sadece dertleşmiştik ve tenha limanda ruhum nihayet biraz nefes almıştı.
Zaten her sonbahar depresyon faturasını Eylüle kesmek onun sessizliğine dokunur gibi...
Haziranda, Temmuzda kırıp döktüklerimizi koyacak yer bulamayıp Eylül'ün güvenli limanına sığınmak insanın doğasıdır sanırım.
Yolunuz sahile düşer de hafif bir rüzgâr yüzünüze eserse bilin ki Eylül bizim gibi sitem etmiyordur; kalbimiz gibi sırtımızın da üşümesini istemediği için
sadece üzerimize bir hırka almamızı hatırlatıyordur...
Bu şarkı da eylül esintisinde üzerimize alacağımız hırka olsun o zaman...


YORUMLAR
Özellikle “yaprak düşüyor ama ziyan olmuyor” düşüncesi çok güzel…
Belki de hayatta kayıp sandığımız bazı şeyler, içimizde başka bir bahara hazırlanıyordur..
Kaleminize, yüreğinize sağlık..
Eylül’e biraz haksızlık etmişiz galiba…
Türkçenin zenginliği içinde kendi renklerimi bulmaya çalışmak yorucu olsa da güzel bir yolculuktu.
Sözlük anlamlarını aşıp duyguları doğru aktarabildiğimi görmek güzeldi.
Fikirlerine ve tecrübesine her zaman saygı duyduğum birinden bunu duymak benim için çok değerli...
Yazma konusuna gelince, güzel tavsiyen için çok teşekkür ediyorum...
Dökülen her yaprağın hüzün değil, köklere sızan güç olduğunu ıskalamışız hep.
Gören kalbinize sağlık, teşekkürler.