Şimdi herşey yalan...
05 Ocak 2026, 01.23 A- A+
Eskiye özlem, aslında eski zamana değil de kendimize duyduğumuz bir hasret gibi.
Saatlerin acele etmediği, günlerin birbiriyle yarışmadığı, senelerin yuvarlanıp gitmediği o eski
zamanlara…
Mahalledeki bakkal amcanın veresiye defterine yazılan güvene, akşamüstü camdan cama uzanan
seslere, teyzelerin kapı önü sohbetlerine, sokaklardaki horhor çeşmelere, gözün gibi baktığın
kasetlere, okul yollarına, tozlu sokaklara, çelik çomaklara duyulan özlem…
Telefonların susmadığı değil, hatta hiç telefon olmadığı günlere…
Çat kapı yapılan ziyaretlere, çayın yanında ikram edilen finger bisküviye, tek kanallı televizyona,
radyodaki arkası yarına, radyo tiyatrosuna duyulan özlem.
Sıcak-soğuk demeden sokakta oynamaktan açlığını unutan çocuğa özlem.
İkide bir de düşüp parçalanan dizlerdeki kabuklu yaraya özlem.
Evdeki somyaya, salondaki sobaya, soba üstündeki kestaneye, mandalina, portakal kabuğuna özlem.
Eskiden mutluluk daha sessizdi değil mi? Daha sade, daha kendi hâlinde mutluluklar yaşanırdı
evlerde.
İşte o kendi halinde yaşanan hayata özlem...
Bir çaydanlığın buharında, radyodan gelen cızırtılı bir şarkıda, annelerimizin “üşüdün artık gel eve” diye arkamızdan seslenişinde saklıydı.
Çekilen fotoğraflar belki bulanıktı ama anılar hâlâ ne kadar net ve insanı tekrar içine çekmeye ne kadar istekli öyle değil mi?
O zamanlar kimse her anını resmetmez, kaydetmez, belgelemez, sergilemezdi, çünkü tadıyla
yaşamaktı herkesin amacı, yaşadığını göstermek değil.
Kalpler filtresiz, gülüşler plansızdı.
Şimdi her şey elimizin altında ama o eski hisler artık çok uzakta sanki.
Her şeyin bolluğunda çok şeyin yokluğunu yaşıyoruz şimdilerde.
Ve insan,
en çok da yaşamın mişli geçmiş zamanlarını ve o yalın hâlini özlüyor…
Doksanlarda çocuk olmayı, genç olmayı, kadın olmayı...
Sade, sessiz, sıcacık...
2025 in son günleri.


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir