AKRABA ZİYARETİ
27 Temmuz 2025, 18.48 A- A+Geçen haftalardan birinde hemşiremle birlikte çiçeğimizi alıp İzmit'te yaşayan Dayı Bey ve eşini ziyaret ettik. Dayı Bey bitkisel hayatta ve makineye bağlı. Hızlı yaşayıp kendini erken tüketenlerden bir nevi. Alkol, sigara, gece hayatı falan... Baya iyi bakılıyor. Aslında maksat yenge ve iki kuzene hal hatır sormaktı.
Bu akraba ziyaretleri de oldum olası germiştir beni. Eski mevzular açılır falan filan. Pandemiden beri fiziksel mekanlarda fazla sosyalleşemiyorum zaten, insan içine çıkmış vahşi pisiler gibi iyice gerildim, Off! Büyük kuzen temizlik hastası, bizimkiyle bir temizlik muhabbetine girdiler -bu arada laf aramızda benim evi bok götürüyor- sonra küçük kuzenin neden evlenmediği konusu açıldı. Taliplerini beğenmiyormuş. Sonra bana sıra geldi. Evlenmeyi düşünmüyor musun, diye sorulunca, düşünmez miyim hiç ayol, mayışlı sikortalı bir hastabakıcı bulursam anında basacam nikahı, diyecek oldum sonra vazgeçtim, ironiden anlamazlar falan... Direkt 'evliliğe karşıyım' da diyemedim çünkü 'bizim yeğen yollu mu olmuş acep' minvalinde kafaları karışsın istemedim. Hem malum birbirimizi pek tanımıyoruz. Ay bu yaştan sonra ne evliliği o iş gençlerde artık, diyerek topu küçük kuzene attım gene. O telefonuna bakıyo gibi yapıp alınmadı hiç. Haliyle bastı beni bu muhabbet. Bir fırsatını bulup 'Yenge sen de çok çektin be' diyiverdim. Hemşirem oldum olası Dayı Bey'le didişirdi, feminist değildir ama haksızlığa gelemez pek. Feminizmin derdinin de haksızlığa karşı çıkmak olduğunu bu kadına bile anlatamamışım ben daha kime ne diyeyim? Ne zaman feminist mevzular açılsa, hem de istisnasız her seferinde 'imi iyi irkiklir di vir' klişesiyle bir başlıyor ki ağvzının ortasına üzerinde 'bu onlarla ilgili değil ülenn!' yazan bir küreklen... Öhüm! Nerde kalmıştım... Heh, bu başladı dayı beyin kocalığını-babalığını kötülemeye. Büyük kuzen de babacı, durur mu hiç!
'Bizi baktı büyüttü bir fiske vurmadı' falan filan feşmekan derken bu fırsat kaçmaz diyerek atladım hemen,
'İyi baba olmak ve iyi eş olmak aynı şeyler değil'. Bunun üzerine kuzen afalladı
'Eş olarak da iyiydi' diye geveleyecekken Yenge Hanım Dayı Bey'in hovardalıklarından girdi mevzuya, ortalık karıştı. Ben olgun ve ağırbaşlı bir üslupla devam ederekten:
'Şimdi kabul edelim Dayı Bey çapkındı, baya baya çapkındı. Erkeklerin sahip olduğu ayrıcalığa maalesef kadınlar sahip değil' dedim. Bu tutup annesinin abarttığını iddia etti. Onun yengemin deneyimini yok saydığını, kendi evlat deneyiminden yola çıkarak yorumladığını ve annesine haksızlık ettiğini söyledim. Sevgili hemşirem
'Ben sana zamanında bırak git bu adamı demedim mi yenge' diyerek dalmasın mı!
Aaaa! Töbe estağ... Benim gibi sınırları da koruyamıyor, tipik TR uslubu: enseye şaplak... Bir de en haklı oymuş gibi bağırmaya yakın bir tonda... Küçük kuzen ara bulmaya çalışsa da bizimkinin üslubu yüzünden büyük kuzenlerin biraz şaka yollu biraz ciddi biçimde sesleri yükseldi. Küçük kuzen bir ara:
'Şimdikiler daha kötü birini bırakıp ötekine...',
Hımm, bana mı laf çaktı o 'Z Kuşağı'na mı acaba? Banaysa sorun yok da bir kuşağın üstüne bu kadar da gidilmez ki arkadaş! Onu da geçtim sen Z kuşağısın yavrucuğum, sen yapma bari! Bana hava hoş ben Y kuşağıyım. 'Sokakta oynayan son nesil' Asdasfghjk! Bu klişeyi de duyunca beni alıyor bir gülme. Sitemizin parkı alfa kuşaktan çocuk dolu yahu. Nasıl heycanla oynuyorlar anlatamam.:)
'Nesi kötü? Bekar insanlar istediğini yaparlar, kime ne?' deyince bunun üzerine o gene ninemden hallice eveledi geveledi. Fakat babacığı söz konusu olunca ve yeri gelince 'bekarlığındaki zamparalıklar evliliğini bağlamaz, bunun için onu suçlayamayız' demeyi de biliyor. Çünkü onun pipisi var diğ mi? Ah keşke bekarlığında kalaydı bunlar.
Eveeet, o gün iyice anladım ki Dayı Bey ataerkil zihniyetin kendisine sunduğu ayrıcalıklar sayesinde evde konforlu pavyonlarda eğlenceli bir hayat inşa ederek bol bol hovardalık yapmış. Ayrıca yaşlanıp hastalandığında kendine bakacak itaatkar evlatlar yetiştirmiş.
Bir an kendi yaşlılığımı düşündüm. Aklıma birkaç paralel evren senaryosu geldi. Tabi bu evrenlerde herkes sabit kalıyor bir tek ben değişiyorum. Öyle yani, senaryo benim!
1.Senaryo:Mesela Dayı Bey'e çekseydim gold digger olup 'cam tavan'mış, mobingmiş, tacizmiş hiçbiriyle uğraşmadan güzel bir servet elde eder ve kimseye muhtaç olmadan yaşayıp giderdim. 2.Senaryo: Hala Hanım'a çekseydim 1.90 boyum olurdu, ben de kung-fu yerine voleybol ya da basketbol seçer belki filenin sultanı olur yaşlılığımda raat ederdim. Bakmayın öyle! Filenin sultanları sayesinde büyük destek görüyor bu spor dalı artık. 3.Senaryo: Amca Bey'e çekseydim küçük hesapların insanı almancı bir küçük esnaf olur, 'dünya bizi kıskanıyor' diyerekten Almanya'dan aldığım eurolarla yaşlılığımı orta sınıf konforunda idame ettirirdim.
4.Senaryo: Peder Bey'e çekseydim başarılı bir nepotist otoriter siyasetçi olup gene servet edinirdim bu sefer de bana muhtaç olurlardı.
Peki ben ne yaptım? Biraz Valide Hanım'a (dikbaşlılık), biraz da onun çokça anlattığı büyük teyzesinin eşi olan eniştesine benzedim.
Enişte Bey, onu anlatmaya blog yetmez ya neyse. Çoğu kişinin okuma yazma bilmediği bir dönemde okur-yazarmış. Ayrıca Farsça, Arapça ve Rumca bilen, dini ilimlere vakıf bir zatmış. Elinden Kur'an düşmezmiş. Validem 'melamilik' nedir bilmediğinden Enişte Bey'in melamilik hırkasını zanaat önlüğüyle kombinlediği stilini anlatırken
'Üstüne başına bakmazdı, herkes alay ederdi' diyerek özetlerdi. Ondan bahsederken gözleri dolardı, çok severmiş. Enişte Bey dindar olsa da yeniliklere kapalı değilmiş. Valideyi kıramaz onun görece modern esvaplarını alır, ayrıca o çok sevdiği çicek tohumlarını falan getirirmiş ama şaka yollu da takılırmış... Yetimin bastığı yere basmamayı, kul hakkı yememeyi öğütlermiş daima. Okur-yazar olduğundan Kurtuluş Savaşı'nda askerleri kaydeden katip-yazıcı gibi bir görevdeymiş. Böylece cepheden sağ salim dönebilmiş. Cumhuriyet ideolojisi karşısında duran yobaz hacı-hocalarla kendince alay eden fakat kavga dövüşden uzak duran epey tuhaf bir adammış. Aslında başka bir şehirde küçük bir serveti varken kardeşlerinin aç gözlülüğü yüzünden kimseye zarar gelsin istememiş hepsini bırakmış -ki bundan ötürü ara sıra Teyze Hanım söylenip dururmuş- yollara düşmüş. Benim nadide şehrimden geçerken Teyze Hanım'la birbirlerini görmüş evlenmişler fakat hiç çocukları olmamış ve ölene kadar birlikte yaşamışlar. 'Nefsi öldürmek' denen 'doğu bilgeliği'nin mükemmel bir örneği adeta. Adil, merhametli, şu hep bahsettiğim 'kırılgan erkek egosu'ndan zerre bulunmayan iyi bir insanmış. Öyle olsaydı zaten 60'ını görmeden zevcesi eliyle ahirete intikal ederdi. Teyze Hanım'ın eli maşalıymış biraz, bilhassa muhitindekiler umumiyetle çekinirlermiş.
Bazen 'kibir gurur ego yok bende' diyen insanlar görüyorum beni alıyor bir gülme. Onlar da napsın herkesin mabadı öyle bir kalkmış ki yoklukta giderleri var işte. Hayatım boyunca öyle örneklerle karşılaştım ki gerçek tevazuyu nerde görsem tanıyorum artık.
Neyse işte, yani adam aaaynı ben. Ben de dil biliyorum, ingilizce 'what hapen' diyebiliyorum mesela. Ayrıca 'Havuçlu Pilav Meselesi'ni Osmanlıca aslından okuyabiliyorum. :başındahareolangururlumeleksmile:
'Bu zamanda öyle bilge olmak kolay mı?' diyenler... Değil tabisi. Hatta imkansız. Kendimi kendi çağımda yargılıyorum ayol. Kurban olun siz bana!
Gerçi uzun yıllar yüzümü batıya döndüm sanıyordum ama şöyle bir pozisyon almış olmam daha muhtemel görünüyor. https://www.instagram.com/reel/DIwVY-AtKZB/?igsh=YzljYTk1ODg3Zg==
Yurdum insanının eğretiliği mi dersiniz özgünlüğü mü deriz her ne ise doğu-batı arasında sıkışmış olma halinde saklı. Buna en sağlam eleştiriyi de vakti zamanında Sakallı Celal denen muhterem zat yapmıştır. O da pek şeker bir şahsiyettir. Enişte Bey'in yok ama Sakallı Celal'in biyografisi de mevcut, ilgilenenlere duyurayım
Ben yaşlılığımı düşünürken kalkma vakti gelmiş. Malum benim yelken açtığım düşünceler uzun olsa da hasta ziyareti kısa olur. Sonradan vicdanım elvermedi, hemşireme 'Çok üstlerine gittin adam bitkisel hayatta, kadınlar bir sürü sıkıntı yaşıyorlar, iş mi bu yaptığın bi özür dile bari' deyince o da mahcup oldu ve 'haklısın' dedi. İnsanlar ne tuhaf, yok yere birbirlerine giriyorlardı az daha. Cık cık cık!
https:https://www.youtube.com/watch?v=Oei_lLU0GSs?si=C9DFissnjpSgEYkG


YORUMLAR
Yüreğinize, parmaklarınıza sağlık çok hoş ve akıcı bir yazıydı...
Lao Tzu ile paylaşım tahmin etmişsinizdir ki zaten bi yerde görüp beğendiğim bi söz diye paylaşmıştım... Biz insanoğlu hele ki bizim millet bilirsiniz ki hazırcıyızdır... Önümüze konulanı, doğru yanlış vs. araştırmadan hemen kabulleniriz... Sanırım benim yaptığım da öyle oldu ve sayenizde doğrusunu da öğrenmiş oldum... Ama ben de bi itirafta bulunayım siz doğrusunu belirtmemiş olsaydınız, ben asla acaba bu sözü gerçekten bu kişi mi söylemiş diye araştırmazdım :))
Covid döneminde annesini kaybetmiş biri olarak maalesef ki o günleri hatırlamak dahi istemiyorum... Ve sanırım yediğimiz aşıların acısı yavaş yavaş çıkıyor (ben diyenlerin yalancısıyım)... İşin içinde ticaret var ise sağlık sektörü bile insana verilen değer değil de ticari kazanç olarak işliyor maalesef...